Yeni Coronavirüs (Covid-19) Karantina Sürecinin Psikolojik Etkileri Nelerdir ve Nasıl Azaltılabilir?

Kasım 2019’da Çin Halk Cumhuriyeti’inin Wuhan şehrinde ortaya çıkan Yeni Coronavirüs (Covid-19) hastalığı dünyada yüzden fazla ülkede görüldü ve bir çok ülkede hayatın yavaşlamasına hatta durma noktasına gelmesine neden oldu. Alınan önlemlerin başında eğitim sürecinin online ortama taşınması ve evden çalışma gibi süreçler gelmektedir. Bu süreçlerin devamında ise hastalığın yayılımını önlemek ve mevcut sağlık sistemini korumak amacıyla pek çok hükumet sokağa çıkma yasağı ile karantina süreci başlattı. Virüsle yapılan savaşta en ön safta yer alan sağlıkçılar bir yandan hastanede veya evde tedavi gören hastaların iyileşmesi için çaba gösterirken diğer yandan virüs taşımayan ancak evde kalmak zorunda olan bireylerin mental sağlıklarını korumalarını, virüsün neden olduğu psikolojik etkileri azaltmak için neler yapılabileceği konusunda çalışmalar yürütmektedir. Bu yazımızda sizler için karantina sürecinde pandeminin mental sağlığın üzerindeki etkisini nasıl azaltabileceğimizi aktaracağız.

Karantina, genellikle süreci yaşayanlar için hoş olmayan bir deneyimdir. Sevdiklerinden ayrılma, bağımsızlığın kaybı, hastalığın devamı üzerindeki belirsizlik ve can sıkıntısı zaman zaman dramatik etkiler yaratabilir. Bunlara örnek olarak 2003 yılında yaşanan SARS ve 2014 yılında yaşanan Ebola salgınlarında yapılan karantina uygulanmasının ardından intihar vakaları görülürken, insanlarda öfkeye bağlı davranışlar artarak çeşitli davalar açılmasına neden oldu (Barbisch D, Koenig KL, Shih FY., 2015). Zorunlu kitle karantinasının potansiyel faydalarının olası psikolojik zararlı sonuçlarına karşı dikkatle tartışılması gerekmektedir Karantinanın halk sağlığını korumak için önemli bir araç olduğu tartışılmazken başarılı bir şekilde uygulanması, karantina ilişkili olumsuz etkileri mümkün olduğunca azaltılmasını gerektirir.

Karantianın Ruh Sağlığı Üzerine Etkileri

Yeni Coronavirüs’ün neden olduğu karantina sürecinin etkilerini incelemek için yapılan çalışmalarda geçmiş çalışmaların taranmasına öncelik verilmiştir. Bu çalışmaların temelinde ise SARS, At Virüsü, Ebola gibi Dünyanın farklı ülkelerinde görülen pandemiler baz alınmıştır. SARS virüsü ile temas etmiş olabilecek hastane çalışanlarının dokuz günlük karantina sürecinin ardından yapılan görüşmelerinde karantinanın Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) semptomlarının en öngörücü faktörlerinden biri olduğu bulunmuştur. Bu çalışmada karantinaya alınan personelin işe döndüklerinde ateşli hastalara müdahale ederken kaygı, kızgınlık, insomnia, konsantrasyon kaybı, kararsızlık yaşarken, iş performanslarında kötüleşme bulunmuştur. Başka bir çalışmaya göre ise karantinada kalan çalışanlar 3 yıl sonra bile TSSB semptomlarını göstermektedir.

TSSB semptomları gösteren ebeveyn ve çocukları karantinaya alınan ve alınmayan olarak karşılaştırıldığında, karantina süreci yaşayan çocuklar 4 kat daha fazla TSSB semptomlarını sergilediklerini göstermişlerdir. Bu çalışmadaki karantinaya alınan ebeveynlerin %28’i, karantinaya alınmamış ebeveynlerin %6’sına oranla travma ile ilişkili bir ruh sağlığı bozukluğu teşhisi için yeterli semptomları sergilemiştir.

Hastane personeli üzerinde yapılan bir başka çalışmada, tüm personelin karantinadan 3 yıl sonra depresyon belirtileri incelendi ve tüm bireylerin %9’unda yüksek depresif belirtiler görüldü.. Yüksek depresif belirtileri olan grubun yaklaşık %60’ı karantinaya alınmışken daha düşük depresif belirtileri olan grubun sadece %15’i karantinaya alındığı görülmüştür.

Yapılan diğer anket çalışmalarında ise sadece karantinaya alınan bireyler araştırıldı ve genellikle olumsuz psikolojik belirtilerinin yüksek olduğu sonuçlara ulaşıldı. Genel psikolojik belirtiler duygusal rahatsızlık, depresyon, stres, negatif duygu durum, öfke, insomnia, TSSB belirtileri, şiddet ve duygusal tükenme olguları çalışmanın raporlarında belirtilmiştir. Bunların içerisinde ise negatif duygu durum %73 ve sinirlilik %57 ile en yüksek prevelansa sahiptir.

SARS potansiyeli olan kişilerle yakın temasta oldukları için karantinaya alınan bireylerin karantina dönemi incelendiğinde %20’den fazlası korku,% 18’i sinirlilik,%18’i üzüntü ve %10’u suçluluk gibi çeşitli davranışlar göstermişlerdir. Öte yandan karantinaya alınan bireylerin çok azında olumlu duygu durum davranışları görülmüştür. Bireylerin %5’i mutluluk, %4’ü rahatlama gösterdikleri bulunmuştur. Bazı çalışmalar ise karantinanın daha uzun süreli sonuçları üzerine bazı bulgular elde etmiştir. SARS salgınından 3 yıl sonra alkol gibi madde bağımlılığı semptomları karantinaya alınan sağlık çalışanlarında pozitif ilişkili bulunmuştur.

At gribi nedeniyle karantinaya alınan at sahipleri bir kaç hafta sonunda Avusturalya popülasyonuyla karşılaştırıldığında salgın sonrasında yüksek ruhsal sıkıntı belirtmişlerdir.

Karantinanın bir diğer etikisi ise kaçınma davranışıdır. Potansiyel SARS teması nedeniyle karantinaya alınan bireyler üzerinde yapılan bir çalışmada, karantinaya alınan kişilerin %54’ünün, daha sonra öksürük veya hapşıran insanlardan kaçındığını, %26’sının kalabalık kapalı yerlerden kaçındığını, %21’inin ise karantina dönemini takip eden haftalardaki tüm kamusal alanlardan kaçınma davranışı gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu davranış, karantinaya giren sağlık çalışanları için hastalarla doğrudan teması en aza indirmek ve işe rapor vermemek gibi kaçınma davranışlarıyla pozitif bir şekilde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bazı nitel çalışmalarda ise birkaç katılımcıda karantina döneminden sonra el yıkama ve kalabalıklardan kaçınma gibi uzun vadeli davranış değişimleri görüldüğünü, bunlardan bazıları için normale dönmenin aylarca sürdüğü ortaya koyulmuştur.

Psikolojik Etmenlerin Karantinadaki Belirleyiciliği

Bireylerin karantinaya girmeden önceki demografik özellikler gibi değişkenlerin karantinanın psikolojik etkisi ile olan ilişkisine dair farklı sonuçlar ortaya koyulmuştu. Yani bireylerin farklılıkları karantina sürecindeki durumumuzu nasıl etkileyeceğine yönelik bulgular farklılık gösteriyordu.

At Gribi ile yapılan bir çalışmada çeşitli olumsuz etkilere rastlanmıştır. 16-24 yaş arasındaki eğitim düzeyi daha düşük olan gençler, cinsiyeti kadın olan bireyler, çocuk sahip olunmaması veya bir çocuk sahibi olunması gibi değişkenler karantina sürecinde koruyucu faktörler olarak bulunmuştur. Bununla birlikte bir diğer çalışmada ise medeni durum, yaş, eğitim, çocuk sahibi olmak ve başka yetişkinlerle birlikte yaşama gibi demografik değişkenlerin koruyucu etki yaratmadığını göstermektedir.Geçmişinde psikiyatrik hastalık öyküye sahip bireylerin, karantinadan 4-6 ay sonra kaygı ve öfke davranışları gösterdiği ortaya koyulmuştur.

Sağlık çalışanları ile yapılan çalışmalarda, karantinaya alınan sağlık çalışanlarının TSSB semptomları, karantinaya alınan halkın diğer bireylerinden tüm boyutlarda daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte yine sağlık çalışanları halktan daha fazla damgalanma hissetiler, karantinadan sonra daha fazla kaçınma davranışı sergilediler, daha fazla gelir kaybı ve psikolojik olarak sürekli daha fazla etkilendiler. Bu etkilerin önemli ölçüde şiddetli öfke, sıkıntı, korku, hayal kırıklığı, suçluluk, çaresizlik, izolasyon, yalnızlık, kaygı, üzüntü, endişe olduğu ortaya koyulmuştur. Sağlık çalışanlarının da SARS olduklarını düşünme ve başkalarına bulaşma konusunda endişe duyma olasılıkları daha yüksekti. Öte yandan bir çalışma sağlık çalışanı statüsünün psikolojik sonuçlarla ilişkili olmadığını öne sürmüştür.

Karantina Sürecindeki Stresörler (Stres Kaynakları)

Karantina sürecindeki bireyler için oluşacak stres kaynaklarını liste halinde derlenmiştir. Bu kaynakların etkileri ise alt tarafta detaylandırılmıştır.

  • Karantinanın Süresi
  • Bulaş Korkusu
  • Aile İçi Şiddet
  • Engellenme ve Can Sıkıntısı
  • Yetersiz İhtiyaç Malzemeleri
  • Yetersiz Bilgilendirilme

Çalışmalar daha uzun karantina süreçlerinin özellikle zayıf ruh sağlığı, TSSB belirtileri, kaçınma davranışları ve öfke ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Her ne kadar karantina süresi her zaman net olmasa da, bir çalışma, daha uzun süre karantinada kalanların daha yüksek TSSB semptomu gösterdiğini ortaya koymuştur. Karantinadaki bireyler, kendi sağlıkları, başkalarına bulaşma korkusu ve aile üyelerine bulaşmaktan korkma olasılığının karantinaya alınmamış olanlardan daha fazla olduğunu bildirmişlerdir. Öte yandan, bazı çalışmalar da çok az sayıda bireyin enfekte olma veya virüsü başkalarına iletme konusunda son derece endişeli olmasına rağmen, endişe duyanların hamile kadınlar ve küçük çocuklu olma eğilimi gösterdiğini ortaya koymuştur.
Sınırlama, işe, okula gitme gibi rutin hayat akışının kaybı ve başkalarıyla sosyal ve fiziksel temasın azalması, sık sık can sıkıntısına, engellenme hissine ve dünyanın geri kalanından ayrı kalmanın bireylere rahatsızlık veren bir izolasyon duygusu hissetmelerine neden olur. Bu durum temel ihtiyaçlar için alışverişe gitmek, spor yapmak gibi günlük yaşamsal faaliyetlerin de durmasıyla durumu daha da kötüye götürmektedir.
Bireyler, SARS virüsü sırasında devletin gıda, sağlık ürünleri ve diğer eşyaların tedariğinde büyük problemler yaşadığını aktarmaktadır. Yaşanan bu problemler ve karantina sırasında yetersiz temel kaynaklara (gıda, su, giysi veya konaklama) ulaşım veya sahip olma, bir engellenme hissine neden olmaktadır. Bu nedenle bireyler karantinadan çıktıktan 4-6 ay sonra anksiyete ve öfke ile ilgili sorunları yaşaması ilişkili bulunan bir diğer sonuçtur.
Bireylerin karantina sürecinde, karantinaya ilişkin bilgilere ulaşmada, alınacak önemler hakkında talimatlara ve karantinanın nedenine ilişkin gerekli yanıtları yetkili kurumlardan veya otorite kaynaklarından alamaması, karantinadaki bireyler için bir stres kaynağı oluşturmaktadır. Pek çok salgın sırasında iyi koordine olmayan ve süreci iyi yönetemeyen yetkililer durumu net olarak ortaya koyamamalarına bağlı olarak bireyleri en kötüsünden korkmalarına sebebiyet vermektedirler. Bu noktada otoritelerin veya yetkililerin salgının ciddiyeti ve sağlık konusundaki yeterli olmayan şeffaflığı da bireyler için bir stres kaynağı oluşturmaktadır. Bir çalışma karantina ve salgına yönelik protokollerin algılanması ve uygulanmasına yönelik yaşanan aksaklık ve zorlukların TSSB semptomlarını göstermede önemli bir yordayıcı olduğunu ortaya koymuştur.
İngilterede yapılan bir araştımaya göre Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkıp dünyaya yayılan Yeni Coronavirüs nedeniyle uygulanan karantina süreci, aile bireylerini iş, eğitim gibi rutin düzenin dışına çıkarak birlikte daha fazla zaman geçirmeye zorlamaktadır. Oluşan bu durum ise evde aile içi şiddet vakalarının %25 artmasına neden olmuştur. Aile içi şiddet her zaman sadece fiziksel olarak görülmez. Zorlayıcı kontrol, ekonomik istismar, çevrimiçi kötüye kullanım, sözlü taciz, duygusal istismar ve cinsel istismar aile içi şiddetin diğer türlerini oluşturur. Aile içi şiddete yönelik belirtiler ise duygusal geri çekilmek, çürük ve yaralara sahip olmak, finansal kontrol, evden çıkmasına izin verilmemek veya sosyal medya platformu gibi teknoloji kullanımın izlenmesidir. Siz veya çevrenizdeki biri bu belirtileri gösteriyorsa lütfen yetkilere başvurun. Evde kalmak sizi virüsten korusa da aile içi şiddetten koruyamaz.

Karantina Sonrası Stresörler

Karantina tamamlandıktan sonraki süreçte bireyler için stres oluşturacak olası durumları derledik. Bu kaynakların etkileri ise alt tarafta detaylandırdık.

  • Ekonomik Durum
  • Damgalama

Karantina süresinde bireylerin çalışamaması ve mesleki faaliyetlerin bir planlama yapılmadan kesilmesi onları ekonomik olarak etkiler. Yapılan çalışmalar karantina sonucunda meydana gelen finansal kaybın ciddi sosyoekonomik sıkıntılar yaşanmasına neden olurken, karantinadan sonra öfke ve anksiyete gibi psikolojik bozuklukların semptomları için büyük bir risk faktörü olduğunu ortaya koyar. Potansiyel finansal kayıplarla ilgili olarak yapılan çalışmalarda yıllık geliri 40000 Dolardan az olan ailelerde TSSB semptomları ve depresif belirtiler diğerlerine göre daha yüksek düzeyde görüldü. Bu durum muhtemelen daha düşük gelirli olanların geçici gelir kaybından daha yüksek gelirli olanlardan daha fazla etkilenme ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Karantinanın etkilerinin azaltılması adına mali geri ödemeler sağlanmalı ve karantina süresi boyunca ekonomik destek programları geliştirilmelidir. Uygun olduğu durumda evden çalışmak öngörülebilir.


Bireyler salgın kontrol altına alındıktan sonra bile bir süre devam damgalamaya maruz kalmaktalar. Karantinaya alınan sağlık çalışanlarıyla alınmayan sağlık çalışanları karşılaştırıldığında, karantina sürecinden geçen katılımcılar yerel bölgelerdeki damgalama ve reddetme davranışlarına maruz kaldığını söyleme olasılıkları daha yüksekti. Bu durum da karantinaya alınan bireylerin etrafındaki damgalamanın varlığını ortaya koyar. Bireyler başkalarının kendilerine karşı olan davranışlarının değiştiğini söylerken bunları davetleri geri çevirme,, korku, kendilerinden kaçınma ve şüphe ile yaklaşmalarının yanı sıra kendilerini eleştiren yorumlara da maruz kaldıklarını ortaya koyarlar. Senegal’deki Ebola salgınnda mücadele eden birçok sağlık çalışanı, karantinanın ailelerinde, işlerini çok riskli olarak görmelerini sağladığını ve hane içi gerilim yarattıklarını söylemekteler. Aynı zamanda üç sağlık çalışanı gözetim bittikten sonra işlerine devam edemediğini, çünkü işverenlerinin bulaşma korkusunu dile getirdiğini bildirdi. Bu husus hem ekonomik hem de damgalama olarak karantina sürecinden geçen bireylerin yaşadığı zorlukları yansıtmaktadır.

Liberya’daki Ebola salgını sırasında karantinaya alınan bireylerin damgalamanın, karantinadaki aileler olarak toplumdaki azınlık gruplarının haklarından mahrum kalmasına neden olabileceğini hatta farklı etnik gruplara, kabilelere veya dinlere ait olduklar, farklı oldukları için tehlikeli olarak algılandıkları ortaya koyuldu. Bu nedenle karantina uygulanan bölgelerdeki bireyler damgalama ile karşı karşıya kalmamak için salgını veya salgın dışı hastalıkları gizli tutmaya ve yardım istemeye karşı negatif tutumlar sergileyebiliyor.
Bu noktada salgın hakkında halkında, halk sağlığı hakkında ve karantina hakkında insanlara verilecek genel bir eğitim damgalamayı azaltmada faydalı olabilir bu nedenle okul, işyeri gibi kamusal alanlarda daha ayrıntılı bilgilerin verilmesi faydalı olabilir. Medyanın halkın tutumları hakkında güçlü bir hikayeye sahiptir. SARS virüsü sırasında medyanın bu etkisinin korku ile bir araya gelmesi sonucu halk üzerinde damgalama tutumlarını arttıracak bir etkide bulunduğu görülmüştür. Bu nedenle sağlık çalışanlarının durumun doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlamak için salgınla yüz yüze kalan tüm bireylere etkili bir şekilde iletilen hızlı ve net mesajlar vermeleri gerektiğini vurgulanmaktadır.

Karantinanın psikolojik sonuçlarını hafifletmek için ne yapılabilir?

  • Karantina sürecinin sonuçlarının hafifletilmesi için yapılacak eylemleri ve alınacak önemlerin listesini sıralarken bu olgulara ait bilgiler ve araştırma sonuçları aşağıda detaylandırdık.
  • Karantina süresini mümkün olduğunca kısa tutun.
  • Karantina sürecindeki bireylere mümkün olduğunca fazla bilgi verin.
  • Gıda, su, sağlık malzemeleri gibi yaşamsal ihtiyaçların bireylere ulaşmasını sağlayın.
  • İnsanların birbiriyle iletişimini sağlayarak sıkılmalarını engelleyin.
  • Karantinadaki bireyler için canlı destek hatları kurun.
  • Karantinanın neden olduğu salgının durumu hakkında şeffaf olun.
  • Sağlık çalışanlarına karşı daha özenli önemler alın ve dikkat edin.
  • Bireyleri zorlamak yerine fedakarlık yapmalarını sağlayın.
  • Karantina sürecinde ev ortamını paylaşan aile üyelerinin sağlıklı iletişimini sağlayın.
  • Yaşlı bakım evlerinde karantina sürecine dahil olan bireylere hizmetin kesintisiz sağlanmasına yönelik önlemlerin alınmasını sağlayın.

Bulaşıcılığı yüksek salgınlar sırasında karantina gerekli bir önleyici tedbir olabilir. Fakat yazının tamamı karantinanın sıklıkla olumsuz bir psikolojik etki ile ilişkili olduğunu ortaya koyan bulgularla desteklenmiştir. Karantina döneminde psikolojik sıkıntıların ortaya çıkması anlaşılabilir bir durumdur ancak karantinanın psikolojik etkisinin aylar veya yıllar sonra hala tespit devam ettiğine dair kanıtlar, karantina kapsamındaki etkileri hafifletme ve önlemlerinin alınmasını sağlama ihtiyacını ortaya koymaktadır. Bu da etkili bir planlama sürecinden geçmektedir.

Bu bağlamda, son çalışmalar herhangi bir demografik faktörün karantina sonrasında bireyleri psikolojik olarak etkileyeceğini bu nedenle daha fazla dikkat edilmesine yönelik sonuçlar bulunmadı. Bununla birlikte geçmişinde ruh sağlığına bağlı hastalık öyküsü olanların risk faktör olduğuna yönelik bulgular vardır. Bu nedenle geçmişinde travma olan ve zihinsel olarak güçlü olmayan bireyler karantina sırasında bir desteğe ihtiyaç duyabilirler. Yöneticilerin destekleri, sağlık çalışanlarının işe dönüşlerini kolaylaştırmak için çok önemlidir bu nedenle karantinaya alınan çalışanları için erken müdahaleye hazırlanabilmeleri için oluşabilecek potansiyel risklerin farkında olmalıdırlar.

Karantina mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. Bireyler stres faktörlerine daha uzun süre maruz kaldıklarından şaşırtıcı olmayacak şekilde ruh sağlığına olumsuz etkileri olacaktır. Mevcut salgın hastalığın yayılma süresine bakılarak bilimsel olarak makul bir zaman belirleyerek bu süreci destekleyecek bir yaklaşım belirlemek etkileri en aza indirecektir. Karantina sürecine ve tarihlerine sıkı uyulması gereklidir fakat sürenin uzatılması bireyler üzerinde engellenme hissi oluşmasına ve moral bozukluğu arttırır.

Karantinaya alınan bireyle genellikle virüse enfekte olmaktan veya başkalarına bulaşmaktan korkarlar. Ayrıca karantina döneminde yaşadıkları herhangi bir fiziksel semptom hakkında sağlıklı değerlendirmeler yapamayarak felaket senaryoları oluştururlar. Bu nedenle bireylere salgın ve karantina süreci hakkında bilgilendirilmesi önemlidir.

Yetkililer, karantinaya alınan bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılamaları için yeterli malzemeye sahip olmalarını sağlamalıdır. Daha da önemlisi, bunlar mümkün olduğunca çabuk sağlanmalıdır. Gıda, su ve diğer ihtiyaç malzemelerinin sağlanmasına yönelik koordinasyon, kaynakların tükenmemesini sağlamak için koruma ve yeniden tedariğin ideal şekilde yapılmasına yönelik planların önceden hazırlanmış olması gerekmektedir.

Can sıkıntısı ve karantina sürecinde bireyler için bir stresör kaynağı olur. Bu nedenle karantinaya alınan kişilere, can sıkıntısını gidermek için neler yapabilecekleri hakkında, başa çıkma ve stres yönetimi teknikleri hakkında pratik tavsiyeler verilmelidir. Günümüzde neredeyse her bireyin elinde olan akıllı telefonlar artık bir lüks değil gerekliliğe dönüşmektedir. Karantina sürecinde bir akıllı telefon uzun bir yolculuğa çıkarken yanınıza aldığınız powerbank gibi size çok yardımcı olacaktır. Sosyal iletişiminizi ve sosyal desteğinizi uzaktan da olsa sürdürmek sadece bir öncelik değildir. Bu durumun karşılanmaması sadece anksiyete ile ilişkili değil uzun süreli negatif süreçlerle de ilişkilidir. Bireylerin sosyal medya kullanımı oldukça önemlidir. Bu süreçte yakınlarından haber almak, onların gündelik durumlarını ve sağlık durumlarını öğrenmek bireylerin onların iyi oldukları hakkındaki algılarına destek olmaktadır. Bu nedenle güçlü bir internet altyapısı paniğin ve korkunun azalmasını sağlar. Zorunlu karantina ve gönüllü karantina süreçlerinde mesajlaşma ve sosyal medya uygulamalarına engel veya kısıtlama getirilen ülkelerde buna bağlı olarak negatif etkiler görülebilir. Çalışmalara göre psikiyatri hemşirelerinden oluşan bir canlı telefon desteğinin karantina sürecindeki bireylere bir sosyal destek sağlama açısından oldukça önemli olduğu görülmüştür.

Kendi evleri yerine bakım evlerinde veya yurtlarda yaşayan çocuklar ile yaşlılar, bilindik ev koşullarımda yaşamamaları nedeniyle karantina sürecinden çok daha fazla etkilenirler. Coronavirüsün risk grubunun yaşlılar olması ve pek çok ülkede uygulanan karantina süreci bu insanların yalnız bırakılmasına neden olurken psikolojik olarak etkilenmelerinin hatta hayatlarını kaybetmelerinin önünü açmıştır. Ev karantinası sırasında çoğu bireyin sahip olduğu akıllı telefonlar gibi iletişim araçlarına ulaşımlarına veya ev koşullarında olan ancak sahip olmadıkları imkanları desteklemeye yönelik atılacak adımlar belirtilen etkilerin azaltılmasında önemli rol oynayacaktır.

Karantinaya alınan sağlık çalışanlarının çalıştığı birimlerinde yetersiz kişi kalmasına buna bağlı olarak meslektaşları için fazladan çalışmaya neden olmaları meslektaşlarının bu konudaki algılarının onlarda bir endişe yaratması da mümkündür. Karantinaya alınan sağlık çalışanları için yakın temas içinde çalışmaya alıştıkları bir ekipten ayrılmak, karantinada olumsuz duyguların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle, meslektaşları tarafından desteklendiklerini hissetmeleri çok önemlidir. Örgütsel desteğin korunması salgın süresince sağlık çalışanların ruh sağlığını korumasında etkili olduğu bulunmuştur.

Daha fazla haber içeriğine ulaşmak için tıklayınız.. https://bilimfeneri.com/category/haberler/

Ülkemizdeki (Covid-19) salgını ile ilgili bilgiler ulaşmak için tıklayınız.. covid19.saglik.gov.tr

Kaynakça:

Barbisch D, Koenig KL, Shih FY. Is there a case for quarantine? Perspectives from SARS to Ebola. Disaster Med Public Health Prep 2015; 9: 547–53.
Wu P, Liu X, Fang Y, et al. Alcohol abuse/dependence symptoms among hospital employees exposed to a SARS outbreak. Alcohol Alcohol 2008; 43: 706–12.
Wu P, Fang Y, Guan Z, et al. The psychological impact of the SARS pidemic on hospital employees in China: exposure, risk perception, and altruistic acceptance of risk. Can J Psychiatry 2009; 54: 302–11.
Bai Y, Lin C-C, Lin C-Y, Chen J-Y, Chue C-M, Chou P. Survey of stress reactions among health care workers involved with the SARS outbreak. Psychiatr Serv 2004; 55: 1055–57.
Liu X, Kakade M, Fuller CJ, et al. Depression after exposure to stressful events: lessons learned from the severe acute respiratory syndrome epidemic. Compr Psychiatry 2012; 53: 15–23.
Sprang G, Silman M. Posttraumatic stress disorder in parents and youth after health-related disasters. Disaster Med Public Health Prep 2013; 7: 105–10
Taylor MR, Agho KE, Stevens GJ, Raphael B. Factors influencing psychological distress during a disease epidemic: data from Australia’s first outbreak of equine influenza. BMC Public Health 2008; 8: 347.
Sprang G, Silman M. Posttraumatic stress disorder in parents and youth after health-related disasters. Disaster Med Public Health Prep 2013; 7: 105–10.
Wu P, Fang Y, Guan Z, et al. The psychological impact of the SARS epidemic in hospital employees in China: exposure, risk perception and altruistic acceptance of risk. Can J Psychiatry 2009; 54: 302–11.
Hawryluck L, Gold WL, Robinson S, Pogorski S, Galea S, Styra R. SARS control and psychological effects of quarantine, Toronto, Canada. Emerg Infect Dis 2004; 10: 1206–12.
Marjanovic Z, Greenglass ER, Coffey S. The relevance of psychosocial variables and working conditions in predicting nurses’ coping strategies during the SARS crisis: an online questionnaire survey. Int J Nurs Stud 2007; 44: 991–98.
Wang Y, Xu B, Zhao G, Cao R, He X, Fu S. Is quarantine related to immediate negative psychological consequences during the 2009 H1N1 epidemic? Gen Hosp Psychiatry 2011; 33: 75–77.
Braunack-Mayer A, Tooher R, Collins JE, Street JM, Marshall H. Understanding the school community’s response to school closures during the H1N1 2009 influenza pandemic. BMC Public Health 2013; 13: 344.
Cava MA, Fay KE, Beanlands HJ, McCay EA, Wignall R. The experience of quarantine for individuals affected by SARS in Toronto. Public Health Nurs 2005; 22: 398–406.
Jeong H, Yim HW, Song Y-J, et al. Mental health status of people isolated due to Middle East respiratory syndrome. Epidemiol Health2016; 38: e2016048.
Reynolds DL, Garay JR, Deamond SL, Moran MK, Gold W, Styra R. Understanding, compliance and psychological impact of the SARS quarantine experience. Epidemiol Infect 2008; 136: 997–1007.
Wester M, Giesecke J. Ebola and healthcare worker stigma. Scand J Public Health 2019; 47: 99–104. 31
Wilken JA, Pordell P, Goode B, et al. Knowledge, attitudes, and practices among members of households actively monitored or quarantined to prevent transmission of Ebola virus disease–Margibi County, Liberia: February–March 2015. Prehosp Disaster Med 2017;32: 673–78.
Pellecchia U, Crestani R, Decroo T, Van den Bergh R, Al-Kourdi Y. Social consequences of Ebola containment measures in Liberia. PLoS One 2015; 10: e0143036.
Braunack-Mayer A, Tooher R, Collins JE, Street JM, Marshall H. Understanding the school community’s response to school closures during the H1N1 2009 influenza pandemic. BMC Public Health 2013; 13: 344.
Pellecchia U, Crestani R, Decroo T, Van den Bergh R, Al-Kourdi Y. Social consequences of Ebola containment measures in Liberia. PLoS One 2015; 10: e0143036.
Manuell M-E, Cukor J. Mother Nature versus human nature: public compliance with evacuation and quarantine. Disasters 2011; 35: 417–42.
Alvarez J, Hunt M. Risk and resilience in canine search and rescue handlers after 9/11. J Trauma Stress 2005; 18: 497–505.
Cukor J, Wyka K, Jayasinghe N, et al. Prevalence and predictors of posttraumatic stress symptoms in utility workers deployed to the World Trade Center following the attacks of September 11, 2001. Depress Anxiety 2011; 28: 210–17.
Brooks SK, Dunn R, Amlôt R, Rubin GJ, Greenberg N. A systematic, thematic review of social and occupational factors associated with psychological outcomes in healthcare employees during an infectious disease outbreak. J Occup Environ Med 2018; 60: 248–57
Rona RJ, Fear NT, Hull L, et al. Mental health consequences of overstretch in the UK armed forces: first phase of a cohort study. BMJ 2007; 335: 603.
Rubin GJ, Harper S, Williams PD, et al. How to support staff deploying on overseas humanitarian work: a qualitative analysis of responder views about the 2014/15 West African Ebola outbreak. Eur J Psychotraumatol 2016; 7: 30933.
Rubin GJ, Brewin CR, Greenberg N, Simpson J, Wessely S. Psychological and behavioural reactions to the bombings in London on 7 July 2005: cross sectional survey of a representative sample of Londoners. BMJ 2005; 331: 606.
American Psychiatric Association. Diagnostic and statistical manual of mental disorders: DSM-5. Arlington, VA: American Psychiatric Association, 2013.
Hull HF. SARS control and psychological effects of quarantine, Toronto, Canada. Emerg Infect Dis 2005; 11: 354–55
Liu X, Kakade M, Fuller CJ, et al. Depression after exposure to stressful events: lessons learned from the severe acute respiratory syndrome epidemic. Compr Psychiatry 2012; 53: 15–23.
Books SK, Webster RK, Smith LE, et al. The psychological impact of quarantine and how to reduce it: rapid review of the evidence. The Lancet. 2020 Mar;395(10227):912-920. DOI: 10.1016/s0140-6736(20)30460-8.
https://www.bbc.com/news/uk-52157620
https://www.bgs.org.uk/sites/default/files/content/attachment/2020-04-14/BGS%20Managing%20the%20COVID-19%20pandemic%20in%20care%20homes%20V2.pdf

#Covid19 #Coronavirüs #Karantina #Psikoloji

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial