İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Uzay
  3. Kuasar Nedir? Yıldızberk Nedir? #EvrenTuru
Trendlerdeki Yazı

Kuasar Nedir? Yıldızberk Nedir? #EvrenTuru

Kuasar

Kozmos’u köşe bucak gezerek gökcisimlerini anlattığımız Evren Turu serimizin bu bölümünde konuğumuz evrenimizin en yaşlı ancak en gizemli gök cisimleri olan Kuasarlar yani Yıldızberkler.. Kuasar nedir, neden gizemlerini hala korumaktadır, yapıları nasıldır gibi sorular tüm detaylarıyla yazımızda!

Evrendeki en yaşlı ancak en gizemli gök cisimleri olan Kuasarlar, (Quasar-quasi stellar radio source) gözlemlenebilen en parlak, en kütleli ve en güçlü gök cisimleridir. İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksi’sinden binlerce kat daha parlak olabilen bir Kuasar; evrenin bir ucundan diğer ucuna kadar her yere ulaşabilen ışık ve radyo dalgaları yayar. Öte yandan bir Kuasar evrende kütle ve büyüklük olarak onlarca galaksinin toplamından daha büyük kütlelere sahip olabilir.

Kuasar ile İlk Tanışma

“Kuasar” (Quasi Stellar Radio Source -QSA-) terimi ilk olarak Çinli-Amerikalı astrofizikçi olan Hong-Yee Chiu tarafından Physics Today dergisinde Mayıs 1964 tarihinde astronomik olarak şaşırtıcı bazı nesneleri tanımlayan bir makalede kullanıldı.

1920’lerde Heber Curtis, Ernst Öpik gibi Amerikalı gökbilimciler, evrendeki bazı gökcisimlerinin (günümüzde nebula olarak bilinmekte) bizden uzakta ancak bizimki gibi bir galaksi olduğu düşüncesindelerdi. 1932’de Karly Jansky’nin Samanyolu Galaksisi’nden yanlışlıkla radyo dalgaları alması ile başlayan radyo astronomisi ve radyo teleskobunun icadı ile bu galaksiler arasında sayıları çok fazla olmayan ancak benzersiz özelliklere sahip nesneler tespit edildi. Bazı durumalarda uzaklarda soluk bir yıldız gibi görünen bu nesneler farklı frekanslarda çok büyük miktarlarda radyo dalgaları yayıyordu; ancak ışığın kaynağı mercekli teleskoplarla tespit edilemedi. Bu nesnelerin sahip olduğu kimyasal elementleri tanımlayan spektral çizgileri de son derece garip ve açıklamaya neden oluyordu.

1943’te Carl Seyfert çekirdeklerinde olağandışı spektrumlar gösteren az sayıda galaksi tanımladı ve “Seyfert Galaksileri” adını verdi. Bu galaksiler daha sonra kuasar olarak adlandırılan gök cisimleriyle neredeyse aynı spektral özelliktelerdir. 1949 yılına gelindiğinde Avustralya, Sidney’deki Radyofizik Laboratuvarı’nda çalışan radyo astronomları John Bolton, Gorden Stanley ve Bruce Slee, bazı radyo kaynaklarının konumlarını her zamankinden daha iyi doğrulukla belirlediler. Bu kaynakların bazılarının galaksilerle çakıştığını belirlediler. 1950’lere gelindiğinde gökyüzünü haritalandıran gökbilimciler, gökyüzünün optik haritalarının neden radyo gökyüzünün haritalarıyla eşleşmediğini fark ettiler ve bunu açıklamak için çalışmaya başladılar.

İlk kuasarlar (3C 48 ve 3C 273) 1950’lerin sonlarında tüm gökyüzü radyo araştırmalarında radyo kaynakları olarak kaydedildi.

1960’a gelindiğinde ise ne olduğu bilinmeyen radyo dalgaları saçan bu nesnelerin yüzlercesi; gökyüzünü haritalandıran gökbilimciler tarafından kaydedildi. 1963 yılında Palomar Dağı Gözlemevi’nden Alan Sandage ve Thomas A. Matthew tarafından bir yıldıza benzeyen radyo kaynağı 3C 48 optik teleskopla kesin olarak tanımlandı. Gökbilimciler, radyo kaynağının bulunduğu yerde soluk mavi bir yıldız gibi görünen şeyi tespit etmişler ve pek çok bilinmeyen geniş emisyon çizgilerini içeren spektrumunu elde etmişlerdi. Aynı yıl Sydney Üniversitesi’nden Cyril Hazard, 3C 273 radyo kaynağının yerini gözlemlemek ve tam yerini belirlemek için yeni bir gözlem tekniği kullanmaya başladı. Ona göre uydumuz Ay, SC 273’ten gelen radyo dalgalarını engelleyecekti.

Caltech’ten Maarten Schmidt, Palomar Dağı’ndaki 5 metrelik Hale Teleskobunu kullanarak 3C 273’ün spektrumunu gözlemledi. 3C 48 gibi, bu radyo kaynağının emisyon hatlarının alışılmadık dalga boylarında olduğunu bulundu.

Cyril Hazard ve John Bolton tarafından Parkes Radyo Teleskobu kullanılarak yapılan okültasyonlardan biri sırasında alınan ölçümler, Maarten Schmidt’in radyo kaynağına görünür bir karşılık bulmasına ve Palomar Dağı’ndaki 200 inçlik (5,1 m) Hale Teleskobunu kullanarak bir optik spektrum elde etmesine izin verdi. Bu spektrum, aynı tuhaf emisyon çizgilerini ortaya çıkardı. Schmidt, bunların o sırada %15,8 oranında yüksek bir kırmızıya kayma olan sıradan hidrojen kırmızısı spektral çizgileri olabileceğini gösterebildi. Ancak Schmidt, Doppler etkisiyle büyük ölçüde değişen bir hidrojen spektrumunu gözlemlediği sonucuna varıyor. Schmidt’in meslektaşı Jesse Greenstein daha sonra Schmidt’in sonucunu 3C 48’e uyguladı ve bilinen ilk Kuasar keşfedilmiş oldu. Bilim dünyasında tartışmalara yol açan ışığın bilinmezliği; bu nesneleri yıldız benzeri objeler anlamına gelen; “quasi steller radio sources” ya da “quasi steller objects” (QSO’s) olarak tanımlanarak kuasar olarak kısaltılmasına neden oldu. Peki kuasar nedir?

Kuasar Nedir?

Bir Kuasar merkezinde süper güçlü karadelik bulunan bir gökcismidir ancak her kara delik bir Kuasar değildir. Basitçe ortasında karadelik bulunan ve dehşet derecede ışık yayan güçlü yapılardır. Dışardan bakıldığında bir yıldıza benzer. Bunun temel nedeni çok uzakta olmasına rağmen çok güçlü ışık yayamalardır.. Galaksilerin merkezlerinde yer alan bu yapılar tek başına bütün bir galaksiden daha parlaktır.

Peki bu parlaklığın temelinde ne yatıyor? Bir Kuasar düşük kütlesine rağmen akıl almaz derecede parlak olmasının nedeni süper kütleli kara deliklerdir. Kara delikleri basitçe ele alırsak, güneşin kütlesinden en az 25 kat daha fazla kütleye sahip olan bir yıldız; kendi kütle çekimine yenilir ve kendi içinde sıkışmaya başlar. Zaman içinde bütün kütle tek bir noktaya sıkışarak çok şiddetli bir patlamanın meydana gelmesiyle kara deliğin oluşumu tamamlanır. Olay ufku olarak adlandırılan kara deliğin merkezinde kütle çekimi o denli yüksektir ki ışık bile kendisinden kaçamaz. Çevredeki gazları ve tozları da toplayan bu çekim gücü nedeniyle; kara deliğin olay ufkunun dışında birikim diski isminde bir halka oluşur. Bu maddelerin ışık hızında hareketi ile oluşan sürtünme milyonlarca dereceye ulaşan sıcaklıkları ortaya çıkarır. Sıcaklıktan ötürü yayılan yüksek miktarda radyasyon ise ışık olarak görülür.

Bir kara deliğin olay ufkunun ardı bir yandan bilinen evrendeki en karanlık nokta olsa da, diğer yandan evrendeki en parlak gökcisimlerine güç verir.

Keşfedilen en yaşlı kuasar büyük patlamadan yaklaşık 700 milyon yıl sonra; henüz evrenin genelinde hidrojen ve helyum gazları hakim olduğu erken dönemlerde oluşmuştur. Kara delikler her ne kadar ışık yaysa da bir kuasara ancak süper kütleli karadelikler kaynak olabilir. Bir Kuasar’a güç verebilecek süper kütleli bir kara deliğin bu kadar erken dönemde nasıl oluştuğu sorusu ise henüz bilimin aydınlatamadığı noktalardan birisidir. Bunun nedeni süper kütleli bir karadeliğin oluşması için gereken süper kütleli yıldızın olmayışıdır.

Işık Saçan Kuasar

Bazı Kuasarlar, merkezlerinde çok yoğun enerjili ışınlar yayar. Bu ışınlar o kadar güçlüdürler ki galaksileri delebilirler. Normal şartlarda inanılmaz güçlü olan bir Kuasar’In yanında ışın saçan bir Kuasar’ın gücü sönük kalır. Star Wars’taki Death Star gibi sadece bir gezegeni değil, büyük kütleli yıldızları hatta yıldız kümelerini yok edecek bir güce sahiptir. Yüzbinlerce ışık yılı gidebilen bu ışınlar bir noktada durur. Oldukça nadir görülen bu Kuasarlar’ın nasıl meydana geldiği hakkında fikir birliği yoktur. Uzun bir zaman boyunca kuasar nedir sorusunun cevabı olarak kara deliklerin gökcisimlerini yuttuğu gibi onları dışarı atan ak delikler olduğu düşünülüyordu. Ancak hesaplamalara göre süper kütleli kara deliğin birikim diskindeki kütle yoğunluğu azalmadığı için bu teori günümüzde değerini kaybetmiştir.

Daha fazla bilim101 içeriği için: https://bilimfeneri.com/category/bilim101/
Bilime dair fotoğraflar için: https://tr.pinterest.com/bilimfeneri
Bilim dünyasından son gelişmeler: https://bilimfeneri.com/category/haberler/

#Kuasar #Uzay #Bilim101 #Evren Turu #Kuasar Nedir?

Yorum Yap

Yorum Yap