İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Film/Kitap Analizi
  3. Sinekli Bakkal Analizi / Yanlış Batılaşma ve Kimlik Sorunu

Sinekli Bakkal Analizi / Yanlış Batılaşma ve Kimlik Sorunu

sinekli-bakkal-analizi

Halide Edip Adıvar’ın ünlü romanlarından ilk olarak İngilizce The Clown and His Daughter, (Soytarı ile Kızı) adıyla 1935 yılında Londra’da yayımlanan Sinekli Bakkal; Türkçe olarak ilk defa 1935 yılında Haber gazetesinde tefrika edilmiş, daha sonra 1936 yılında kitap olarak basılmıştır; Sinekli Bakkal Analizi; yanlış batılılaşmanın etkisiyle ortaya çıkan kimlik sorunu bağlamında incelenmiştir.

Kitabın Künyesi:

Kitabın Yazarı: Halide Edip Adıvar
Yazım Yılı: 1935 (İngilizce) 1936 (Türkçe)
Sayfa Sayısı: 476
Karakterler: Tevfik, Rabia, Peregrini, Emine, Vehbi Dede, Ziya Paşa, Selim Paşa ve Hilmi
ISBN:
9789750721663

Sinekli Bakkal Analizi:

Türk toplumunda Batılılaşma birçok yazarlarca incelenen bir mesele olmuştur. Batılılaşmanın topluma verdiği olumlu ve olumsuz etkiler, toplumun batılılaşmayı ne kadarıyla anladıkları, Batılılaşmanın yanlış anlaşılmasının ne tür sonuçları olduğu gibi konular eserlerde ayrıntılı olarak incelenmiş ve bu konular hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Bu yazarlar arasında yer alan Halide Edib Adıvar, hayatındaki olaylardan, bulunduğu zamanın koşullarından ve çevresindekilerden etkilenerek birçok eser yazmıştır. Bu eserlerden biri olan ve ilk olarak İngilizce kaleme alınan Sinekli Bakkal romanında da batılılaşma, yanlış batılılaşma ve bunun sonucunda çıkan kimlik karmaşası incelenmiştir. Bu bağlamda Sinekli Bakkal Analizi belirtilen olgulardan bağımsız olmamalıdır.

Yazar, bu romanında batılılaşmanın nasıl yanlış anlaşıldığını ve yanlış batılılaşma karşısında toplumun eskiden gelen köklü kimliğini muhafaza etmesinin önemini gerek karakterlerle gerek mekanlarla gerekse farklı alanlarda yaşanan kimlik çatışmasını anlatmıştır. Sinekli Bakkal romanı genel olarak Sinekli Bakkal Mahallesinde yaşayan Rabia ve çevresinde gelişen olaylarla ilgilidir. Rabia, büyük babası olan İmam Hacı İlhami ve annesi Emine tarafından katı bir şekilde büyütülmüştür.

Daha sonra annesinin taklidini yaptığı için sürgüne yollanan babası Tevfik’in geri gelmesi üzerine hayatı büyük bir değişime uğrar. Rabia artık babasının yanında kalır, annesi de hayatını kaybeder. İlerleyen dönemlerde babası Hilmi’ye yardım etmeye çalışırken yine sürgüne yollanır. Bu üzücü olaydan kendini çabuk toparlar çünkü yanında ona destek olan ve seven bir sürü insan vardır. Bir süre sonra Peregrini ile evlenir ve bir oğlu olur. Sinekli Bakkal Analizi makalesinde batılılaşmanın, yanlış batılılaşmanın ve kimlik karmaşasının ne olduğu; doğru batılılaşmanın ve yanlış batılılaşmanın nasıl olduğu Adıvar’ın görüşleri temel alınarak açıklanacaktır.

Sinekli Bakkal romanında yanlış batılılaşmanın neden olduğu kişisel ve toplumsal kimlik karmaşası sorunu karakterler, mekanlar ve bazı alanlarda görülmektedir. Bu konular hakkında genel olarak Adıvar’ın görüşlerinden bahsedilecektir. Adıvar’ın romanda eleştirdiği konulara ve doğru batılılaşmanın nasıl sağlanacağı konusundaki görüşlerine de değinilecektir. Birinci bölümde batılılaşmanın ne olduğu ve sebeplerine değinilip romanda batılılaşmanın mekan, karakter, bilim ve tiyatro gibi alanlardaki örnekleri verilip incelenecektir. İkinci bölümde, yanlış batılılaşmadan ve bu konunun romandaki karakterler, mekanlarla birlikte eğitim ve musiki alanındaki izlerine bakılacaktır. Sinekli Bakkal Analizi makalesinin son kısımda ise yanlış batılılaşmanın sebep olduğu kimlik karmaşası sorunu kişisel ve toplumsal açıdan bahsedilecek ve yine romanda bunun örnekleri karakterler, karakterlerin birbiriyle olan ilişkileri, mekanlar ve musiki alanı üzerinden incelenecektir.

Batılılaşma Polemiği ve Sinekli Bakkal Batılılaşma

Batılılaşma, kelime anlamıyla çağdaşlaşma anlamına gelir. Batılılaşma denildiği zaman akla ilk gelen Avrupa medeniyetleri olmasına rağmen bu kavramı herhangi bir ülkeyle ya da coğrafi bölgeyle ilişkilendirmemek gerekir.“… Garp medeniyetine tam olarak ne İngiliz ne Fransız ne de İtalyan diye bir marka koyabiliriz ” (Adıvar, 2009, s.23). Halide Edip Adıvar da bu sözleriyle Batılılaşmanın bir kavram olduğunu ve bu kavramın ait olduğu bir coğrafya olmadığına değinmiştir. Batılılaşma, Osmanlı zamanında geri kalındığını kabullendikleri zamandan bu yana hala devam etmektedir. İnci Enginün, “Osmanlı devleti çok uzun yıllar askerî kuvveti sayesinde bu tesirlere karşı koyduysa da, Karlofça anlaşmasıyla başlayan çöküş devri, Batı’ya dönmeği gerektirdi. (alıntılayan Uyguner,1978,s.62). Demiştir.

Yani bütün bu batılılaşma sürecinin başlangıç tarihi, çöküş zamanını başlatan Karlofça anlaşması sayılabilir. Batılılaşmanın sebebi geri kalınmışlığın fark edilmesi olmuştur. “Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’nın tekniğini ve ilmini almak için bir çaba içine girmesi ancak ekonomik ve askeri bakımdan Batı’nın gerisinde kaldığını anlamasıyla başlamış; 19. yy’dan günümüze kadar devam eden bu süreç “Batılılaşma” sözcüğünde anlam bulmuştur” (Tezcan,2012,s.2). Tuğba Tezcan’ın da dediği gibi batılılaşma süreci Osmanlı zamanında Batı medeniyetlerinin gerisinde olunduğunun farkına varılmasından bu yana devam eder. Batılılaşmanın amacı çağı yakalamaktır. Batılılaşma, yazarlarca başlarda olumlu algılansa da sonraları ortaya çıkan bazı olumsuzluklar keşfedilmiştir. Bu yazarlardan biri olan Halide Edib Adıvar da Batılılaşmaya karşı kimlik kaybına uğramaya gidilmediği sürece yenilikleri desteklemiştir. 

2. Sinekli Bakkal Romanında Batılılaşma:

Romanda batılılaşma en belirgin şekliyle tiyatro alanında görülür. “Başka âlemin, yabancı hayatların bizim halkta alaka uyandıracağına bir türlü akıl ermiyordu” (Adıvar, 2010, s.84). Romanda Tevfik bunları söyleyerek sahne oyunlarındaki batılılaşmayı eleştirir. Yağmur Eryılmaz Tevfik’in yaşadığı durum ve halkın batılılaşmasını kendi tezinde de yer vermiştir. Tevfik bu olaya şaşırmaktadır fakat onun İstanbul’da olmadığı yıllar içinde pek çok değişiklik peş peşe gelmiş, halk her geçen gün Batılı hayatın farklı bir yüzü ile karşılaşmıştır. Artık Batılı hayat, tam aksine insanların çok fazla ilgisini çekmeye başlamıştır. Tercüme eserlerin tiyatroya uyarlanması, bunlardan sadece biri olmuştur. (Eryılmaz, 2018, ss.50-51). Yağmur Eryılmaz, bu sözleriyle Şark kültürünü temsil eden Tevfik’in giderek toplumda artan batılılaşma kültürüne karşı duyduğu şaşkınlık ve üzüntüyü anlatır.

Orta oyunu, karagöz, meddahlık ve Tevfik’in zenne kılığına girmesi Doğu’ya ait özelliklerdendir. Romanda Batılılaşmaya dair bir başka örnek giyim tarzında ve davranışlarda görülür. “Saray’da başörtüsüyle oturmak âdeti olmadığını anlattılar. O “Efendi…” diye başlayınca kadınlar güldü. Dünya kuruldu kurulalı kimse hünkârlardan, şehzadelerden kaçmazmış”(Adıvar,2010,s. 258). Romanda görülen bu örnek, batılılaşmanın mekan olarak önce saraylarda, köşklerde ve konaklarda yaygınlaştığını gösterir. Ayrıca romanda bilim alanındaki batılılaşma da ele alınmıştır.  “Bunlar Doktor Kasım’la, Doktor Salim. Türk doktorluğuna Alman fennini, biraz da katılığını getiren iki meşhur sima”  (Adıvar, 2010, s.382). Bilim dalındaki bu batılılaşma Doktor Salim ve özellikle Doktor Kasım üzerinden gösterilmiştir. Adıvar, Sinekli Bakkal romanında batılılaşma konusunu yanlış batılılaşma olarak ele alır ve eleştirir. 

Sinekli Bakkal Romanında Yanlış Batılılaşma:

1. Yanlış Batılılaşma: 

          Batılılaşmanın yanlış anlaşılmasının anlamı genel olarak bir toplumun eskiden beri gelen kendi gelenek, görenek ve değerlerini terk ederek tamamen batının değerlerini benimsemesi ve batıyı daha üstün görmesidir. “Bilindiği gibi Türk modernleşmesinin geçmişle ve gelenekle problemli bir ilişkisi söz konusudur. Tek bir medeniyetin -Batı medeniyeti- bulunduğu düşüncesi Cumhuriyet sonrası yaygın bir kanaat hâlini almıştır.

Romanda Cumhuriyet’le birlikte Batılı referansların alabildiğine yaygınlaştırılma çabasına örtülü bir itiraz da söz konusudur ”(Okan Koç, 2014, s.118). Okan Koç, batılılaşma amacıyla geleneklerin arasındaki ilişkiden bahsetmiş. Ayrıca Koç, bu üslubun Adıvar tarafından Sinekli Bakkal romanında da eleştirildiğinden bahsetmiştir. Bunun yanı sıra,  Mehtap Tanar’da bu konuda Adıvar’ın görüşlerinden bahseder. “Halide Edib, bir taraftan teknolojik, bilimsel yönden modernleşmeyi savunurken, sosyokültürel olarak ise özün muhafaza edilmesi gerektiğini belirtir.” (Tanar,2013,s.178). Bu sözlerden de anlaşıldığı üzere, Adıvar yeniliği ve çağdaşlaşmayı desteklemiştir ama taklitçiliğe karşı çıkmıştır. Buna ek olarak, Batılılaşmanın yanlış anlaşılıp taklitçilik yapılmaması için de özü terk etmemek gerektiğini vurgulamıştır.

Batılılaşma, amacından sapıp taklit veya gösteriş yoluna giderse artık yanlış batılılaşma halini alır. Nazan Bekiroğlu, Halide Edib’in mekân fikriyle de insanın ihtiyaçlarına tam cevap veremeyen ve çağın gerisinde kalmış eski yapılar gibi fazla modernist ve anlamsız biçimde abartılı bir yenilik taşıyan, gösteriş ve süse boğulmuş yeni tarz mekânları da tasvip etmediği, yine bir sentez fikrini savunduğu farkedilir. (alıntılayan Erlevent, 2005, s.67) Bu sözden anlaşılacağı üzere, Adıvar batılılaşırken abartı ve gösterişe karşı çıkmış ama aynı zamanda da doğru batılılaşmanın sentezle olacağını savunmuştur. “ Bu iki ayrı kültür Halide Edib’de bir senteze ulaşmıştır, iki ayrı tabaka halinde ‘kalmamıştır” ( Enginün,1986,s.54). Adıvar’ın sentez fikri bu sözlerle daha belirgin açıklanmıştır. Yani, Batılılaşma aslında doğru yapılırsa yenileşmeye büyük katkısı olduğunu söylemiştir. Bu nedenle, Doğu ve Batı ne birbirlerinin kültürlerini yok edecek şekilde olmalı ne de birbirlerinden ayrı olmalıdır. Adıvar, batılılaşmanın doğru olanını sentez fikriyle savunup taklitçilik ve abartıyı yanlış batılılaşma olarak görmüştür.

2. Romanda Yanlış Batılılaşma:  

          Romanda yanlış batılılaşma meselesi hem Hilmi, Behire Hanım, Ziya paşa gibi karakterler hem de eğitimi, musiki gibi alanlarda görülmektedir. İlk olarak, Sinekli Bakkal’da Hilmi karakteri yanlış batılılaşmaya bir örnek olmaktadır. Buna örnek olarak Halide Edib Adıvar (2010), “ Mini mini zarif bıyıklar, kansız, ince, azıcık dejenere bir sima” (s.47). diyerek Hilmi’nin dış görünüşüyle tamamen bir batılıya benzeme çabasını eleştirel bir tavırla gösterir. Adıvar’a göre Batılıymış gibi gözükmeye çalışmak batılılaşmayı yanlış anlamaktır. Hilmi, sadece dış görünüşüyle bir Batılı olmaya çalışmaz aynı zamanda fikirlerini de Batı medeniyetine göre şekillendirir. “Garb’ı Garb yapan mûsikîleri, onlarda hayat var fen var…” ( Adıvar, 2010,s.51). Romanda Hilmi karakteri, musiki alanı da dahil her alanda batıyı daha üstün bulur ve kendi kültürünü kabullenmeyi reddeder. Kendi değerlerini ve geleneklerini bırakan Hilmi’yi babası Selim Paşa eleştirir. “Korkarım, çocukların Asım Bey’in kukla kızlarına benzeyecek…Bonmarşe bebeği gibi…

Karnına basınca mama, papa diye öten kuklalardan” (Adıvar, 2010.s.52). Adıvar, Selim Paşa’nın ağzından yanlış batılılaşmayı romanda bu sözleriyle eleştirmiştir. Ayrıca, Behire Hanım ve ailesinin eğitimdeki tercihleri de romandaki yanlış batılılaşmaya bir diğer örnektir.“Behire’nin yeni yetişen kızlarını da Türkçe okutmaya lüzûm görmemiş, Fransız mürebbiyeler elinde yetiştirmişti. İyi kızlardı. Fakat onlar da babaları gibi yerli olan her şeye dudak büküyorlar, anneleri alaturka bir şarkı söylese kulaklarını tıkayıp gülerek kaçıyorlardı” (Adıvar, 2010, s.245).

Romanda da görüldüğü gibi, Behire Hanım ve ailesi batılılaşmayı yanlış anlayıp tıpkı Hilmi gibi Batı medeniyetlerini çok daha üstün bularak kendi kültür ve değerlerini tamamen bırakmışlardır. Yanlış batılılaşmaya bir diğer örnek ise romandaki Ziya Paşa ve konağıdır. “Evin hizmetçileri de, eşyası ve tanzimi gibi özenti… ” (Adıvar, 2010.s.163). Romanda anlatılan Ziya Paşa’nın konağı, taklitçilik ve abartı süslerle batılılaşmanın nasıl amacından çıkıp yanlış batılılaşmaya dönüşmesini gösterir. Bu örnekte dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise Adıvar’ın üst sınıf mekanlarını batılılaşmanın ve hatta yanlış batılılaşmanın merkezi olarak göstermiş olmasıdır. Yine Adıvar(2010), “Tevfik’e bu yeni Zati eşyası ve evi gibi rol kesmeye çıkan, fakat beceremeyen bir aktör gibi geldi… ” (s. 164). Diyerek Ziya Paşa’nın taklitçi anlayışını burada da eleştirir.

Ziya Paşa, bütün bu özenti merakıyla batılı gibi görünmeye çalışan ama bunu başaramayan biri gibi gösterilir romanda. Zati Bey, özenti tavırlarıyla ve konağıyla son derece yapmacıktır. Son olarak Adıvar (2010), “Garb’ı taklide başlayalı, çürük fikirlerini kendimize mal etmeye yelteneli bu hikmeti unutuyoruz ” (s.197). diyerek Batıya özenerek ve kendi köklerimizi unutup Batı kültürünü benimsemeye çalışarak Batılılaşma olmayacağını ancak bunun yanlış bir batılılaşma olduğunu savunmuştur. Romanda, yanlış batılılaşmaya değinildiği kadar beraberinde getirdiği bir sorun olan kimlik karmaşasına da değinilir. Bu olguyu Sinekli Bakkal Analizi ile irdeleyelim.

Kimlik Karmaşası

1. Tanımsal olarak Kimlik Karmaşası:

Batılılaşmanın yanlış anlaşılmasıyla ortaya çıkan kimlik çatışmasının yansımalarını kişisel olarak insanın iç dünyasında ve genel olarak toplumda görmek mümkündür. Kişisel olarak bu karmaşa, bir yere ait hissedememe olarak kendini gösterir. Veysel Şahin (2011), Değişen dünya ve yaşam karşısında kendi kimliği ve değerlerini sorgulayan, nereye ait ve hangi değerlere sahip olduğunu kavrayamayan birey ve toplum, kâinat aynasına yansıyan vehim ve korkular sonucunda aidiyet sorunu yaşar. Bu durum, toplumun kendi değer yargılarını gözden geçirmesi ve çağa yeniden ayak uydurması sorununu da beraberinde getirir (s.1571). diyerek insanların kendi değerlerini terk edip taklitçilik yolunu benimsemesinin, kimlik karmaşasının temel sebeplerinden biri olduğunu belirtir. Şark kültürüyle büyümüş ve hayatının daha sonrasında Batı kültürüyle tanışmış biri olan Halide Edib Adıvar kimlik karmaşası durumuna kendi tecrübesinden yararlanarak birçok romanında yer vermiştir. Adıvar, bu içsel karmaşaya düşmenin sebebini eskiden beri gelen kültür ve değerleri bir anda silmeye çalışmayla oluşacağını düşünür.“

Yazara göre, Garp medeniyetini incelerken, bizim bir parçamız olan Şark’ı gözden kaçırmamamız gerekmektedir ” (Eryılmaz,2018,s.104). Eryılmaz, Adıvar’ın bir kültüre odaklanırken diğerini tamamen unutmamak gerektiği düşüncesini açıklamıştır. Kimlik karmaşası sadece içsel kimlik sorunları yanında toplumsal çatışmalara da neden olur. Bu toplumsal çatışmalar kendisini nesil çatışması veya iki farklı kültüre ait olan insanların yaşayış tarzının ve düşüncelerinin çatışması olarak ortaya çıkar. “Bekiroğlu’nun deyişiyle, yeni bir yönetim ve hayat tarzı ile onun getirilerinin oluşturduğu çatışmalar yazarın romanlarında sorunsallaştırdığı temel konuları oluşturur ” (alıntılayan Erlevent,2005,s.23). Erlevent, Bekiroğlu’nun alıntısını alarak toplumda yaşanan kimlik çatışmalarının sebeplerine değinmiş ve ayrıca bu konunun Adıvar’ın romanlarındaki yerinden bahsetmiştir.

2. Romanda Kişisel Ve Toplumsal Kimlik Çatışmaları:

          Romanda kimlik çatışmasını, karakterlerde görmek mümkündür. Kişisel olarak bu karmaşaya, Behire Hanım’ın Batılı tarzda hayat sürerken kendi içinin rahat olmaması ve Peregrini’nin yaşadığı iç karmaşa örnek olabilir. “Garbın ruh iklimi bana çok soğuk geldi, şark ikliminde sükûn ve şifa arıyorum…”(Adıvar,2010,s.99). Batı’dan gelip Batılılaşan Doğu kültüründe yaşayan Peregrini’nin duyduğu kimlik karmaşası romanda gösterilmiştir. Peregrini kendisini ne Batılı ne de Doğulu hisseder. Bu iki kültürde iç huzuru aramaktadır. Batının düşünce dünyasından yorulup Doğu kültürüne ilgi duysa da Batılı tarzda yetiştirildiğinden dolayı bu kültürü tamamen bırakamaz. Bu nedenle içsel bir kimlik karmaşası yaşar. “Peregrini batı ruhundan yorulmuş ve Doğu ruhuna yönelmiştir”(Nağıyeva,2015,s.6). Dr. Nigar Nağıyeva, bu alıntısında Peregrini’nin iç dünyasında yaşadığı kimlik karmaşasından bahsetmiştir.

Toplumsal kimlik karmaşası ise toplumda oluşan görüş farklılıklarının çatışması ve nesil çatışması ile kendini gösterir. Peregrini, diğer adıyla Osman, içsel kimlik karmaşası yaşadığı kadar Vehbi Dede ve Rabia’yla olan ilişkisinde kimliksel bir çatışma halindedir. Vehbi Dede, sakin ve maneviyatçı tutumuyla Şark medeniyetinin bir sembolüdür. Batı’nın temsilcisi Peregrini ise Vehbi Dede’nin tam aksine heyecanlı ve sürekli bir hareket merakındadır. Rabia’yla olan ilişkisi ise yine bir kimliksel çatışma halindedir. Bu Rabia ne zaman Osman’ı anlayacak? Ne kadar bir sürü eski şeylere bağlı bir mahluk! Kendi kendini ebediyen tekrar eden, fakat mütemadiyen uzaklaşan bir şark melodisi! Bir tek ses, bir tek arzu…

Halbuki Osman Garb’in en muğlak bir senfonisi… Bin bir arzu, bin bir emel! .(Adıvar, 2010, s.364) Romanda Rabia ve Peregrini arasındaki kimliksel çatışma bu sözcüklerle anlatılmıştır. Ayrıca, Batılılaşan, ya da sadece taklitçilikle ve abartıyla bunu yapmaya çalışıp yanlış Batılılaşan, ve kendi kültürünü bırakmayan toplumdaki iki farklı taraf romanda ele alınmıştır. “…Tevfik’in dürüst, yerli zevki de bu özenti insan ve eşya ahengindeki falsolardan öyle ıstırap duydu” (Adıvar, 2010, s.164). Romandan alınan bu örnek, Tevfik’in Ziya Paşa’nın konağındaki gereksiz abartı ve özentiyi görünce bir Doğulu olarak ne hissettiğini gösterir. Romanda da görüldüğü üzere Tevfik bu durumdan pek hoşnut değildir. Romanda bu iki farklı kültürün çatışması Nejat Bey ve Rabia arasında görülür. Nejat Bey, Batılı tarzda bir insandır ve içinde yaşadığı kültürden de uzak biridir. Ayrıca kendisi saraylıdır ve Batılılaşmanın sık görüldüğü bir yer olan konakta yaşar.

Doğu kültürünü temsil eden, köklerine sıkı sıkıya bağlı Rabia’yı ve Rabia’nın yaşadığı yer olan kültürünü muhafaza etmeyi başarmış alt sınıf bir mahalleyi büyük bir merakla karşılar. “Rabia ona görülmemiş bir memleketten yeni dönen bir seyyah gibi geliyordu ” (Adıvar,2010,s.262). Buna ek olarak, Rabia’nın Batılı tarzda olan Doktor Kasım’ı yadırgaması romanda kimlik karmaşasıyla ilgili atlanılamayacak bir noktadır. “Dahiliyeci Kasım’ın bıyıkları tıraşlıydı. Ve bu Rabia’nın gördüğü ilk bıyıksız adam olduğu için pek yadırgadı”(Adıvar, 2010, s.382). Romanda, Şark’ı savunan Selim Paşa ve Garp’ı savunan Hilmi arasındaki çatışma, iki neslin kimlik çatışmasına diğer bir örnektir. Son olarak, musiki alanında da bir kimlik karmaşası hakimdir. “Şark, tek melodiler medeniyeti…Garp, orkestra ve senfoni medeniyeti…” (Adıvar,2010,s.381). Romanda bu iki farklı kültürün musiki alanında da farklılıklarından bahseder.

Sinekli Bakkal Analizi Sonuç:

Sonuç olarak, bu Sinekli Bakkal Analizi yazırlanırken, Batılılaşmanın, yanlış Batılılaşmanın ve yanlış Batılılaşma sonucu ortaya çıkan kimlik karmaşası sorununun ne olduğu ve nedenleri Halide Edib Adıvar’ın görüşleriyle tanımsal olarak açıklanması ve Sinekli Bakkal romanında bu konuların nasıl ele alındıkları örnek verilerek gösterilmesi amacı güdülmüştür. Batılılaşmanın nasıl yanlış anlaşıldığı ve aslında nasıl doğru anlaşılması gerektiğini de Adıvar’ın görüşleriyle paralel olarak anlatılmıştır. Yanlış batılılaşma en belirgin olarak Hilmi, Ziya Paşa, Nejat Bey, Behire Hanım gibi karakterlerde görülürken mekan olarak kendisini üst sınıflara ait yerlerde, yani saray ve konaklarda, gösteriyor. Bunun yanı sıra musiki, tiyatro, eğitim ve tıp gibi alanlar da batılılaşmanın yanlış anlaşılması romanda gösterilmiştir.

Yanlış batılılaşmanın sebep olduğu kimlik karmaşası romanda kişisel olarak Peregrini üzerinden gösterilmiştir. Romanda, toplumsal kimlik karmaşası Peregrini, Rabia, Vehbi Dede, Tevfik, Ziya Paşa, Selim Paşa ve Hilmi gibi karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde gerek iki farklı kültürün çatışması gerekse iki neslin çatışması olarak işlenmiştir; Sinekli Bakkal Analizinde ise bu durum vurgulanmıştır. Taklitçilik veya abartı yoluna giden batılılaşma kavramı yanlış batılılaşmaya dönüşüp kimlik karmaşasına sebep oluyor. Bu karmaşa kişinin kendi içinde ve toplumda bir çatışma meydana getiriyor. 

Sinekli Bakkal Analizi Kaynakçası:

  • Adıvar, H. E. (2010). Sinekli Bakkal. İstanbul: Can Yayınları.
  • Adıvar, H. E. (2009). Türkiye’de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri. İstanbul: Can Yayınları
  • Enginün, İ. (1986). Halide Edib Adıvar. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları
  • Erlevent, D. (2005). Halide Edib Adıvar’ın Son Dönem Romanlarında İstanbul’da Gündelik Hayat ve Müzik (basılmamış yüksek lisans tezi). Bilkent Üniversitesi, Ankara.
  • Eryılmaz, Y. (2018). Oksidentalist Yansımalar Açısından Fatih-Harbiye, Sinekli Bakkal ve Ülker Fırtınası Romanları (basılmamış yüksek lisans tezi). İstanbul Medeniyet Üniversitesi, İstanbul. 
  • Koç, O. (2014, Kasım). “Tartışmaların Ortasında Bir Roman: Sinekli Bakkal” Türk Dili Aylık Dil ve Edebiyat Dergisi, 755, 117-121.
  • Nağıyeva, N. (2015, Aralık). “Sinekli Bakkal (Halide Edib ADIVAR) İle Ali Ve Nino (Yusuf Vezir ÇEMENZEMİNLİ)” Atlas International Referred Journal On Social Sciences,1, 1-7  
  • Şahin, V. (2011,yaz). “Kimliksel Değerlerin Çatıştığı Mekan: ‘Sinekli Bakkal’ Romanında Yapı ve İzlek” International Periodical For The Languages, terature and History of Turkish or Turkic,6/3, 1549-1580
  • Tanar, M. (2013, Ekim, Kasım, Aralık). “Kültür-Medeniyet Üzerinden Halide Edib’in Düşüncesinde Muhafazakarlık” Muhafazakar Düşünce Dergisi, 38, 161-180
  • Tezcan, T. (2012). Halide Edib Adıvar’ın Vurun Kahpeye, Sinekli Bakkal, Tatarcık; Peyami Safa’nın Sözde Kızlar, Cumbadan Rumbaya, Yalnızız Romanlarında Doğu-Batı İkileminde Eğitim Problemlerinin Karşılaştırılması (basılmamış yüksek lisans tezi). Pamukkale Üniversitesi, Denizli.
  • Uyguner, M. (1978). “Halide Edib Adıvar ve Batı Sorunu, Olaylar Yansımalar” Türk Dili Dergisi, 7512, 62-66

#Kitap Analizi #Kitap İncelemesi #Sinekli Bakkal Analizi

BilimFeneri’nde yer alan diğer kitap ve film analizi makaleleri için tıklayınız.. https://bilimfeneri.com/category/analizler/
Sinekli Bakkal Analizi makalesinde yer alan kitabın sinemaya aktarılmış filminin IMBD sayfası için tıklayınız… https://www.imdb.com/title/tt0264004/

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir